MARX 2.0: DİJİTAL EMEK, DİJİTAL DEVRİM

Aşağı yukarı son 30 yıldır artık yeni dünyanın (Brave New World) bir “enformasyon” toplumu haline geldiği tezi, SSCB sonrası sosyalizmin karşısında kapitalizmin meşrulaştırılmasının dayanak noktalarından birisiydi. Post-modernizmin getirdiği karamsarlık, kinizm ve cool duruş hallerini de buna eklersek ki bunlar örgütlenmenin önünü kapatan liberal çıkışlardır, iletişim teknolojileri ve internet ile birlikte yaygın bir küresel köy stratejisi de böylece yerine oturmuş oluyor.

Maddi üretimin toplumsal yaşamın temelinde olduğu düşüncesi aşındırılarak, yerine bilgi üretiminin önemi getirilmişti ve bilgi üretimlerini ellerinde bulunduranların bu sistemi yönlendireceği tezleri sıklıkla dile getirilmektedir. Fakat bu bir örtü olarak görülmeli; sömürü sistemlerini örten, gizleyen bir örtü. Bilgi üretimi başlı başına bir meta haline gelirken, sanat da bundan payını almıştır. Her tür üretimin metalaştırılmasına eğitim kurumları da katılmıştır ve bilgi bir tür “mülkiyet” haline gelerek, belirli kurumlar ve kişilerin elinde güç haline dönüşmüştür. Böylece sanatta Goldsmith College, gibi sadece sanatı şekillendirmeye çalışan angaje kurumlar da devreye girmiş olmaktadır.

Çağımızda akıllı telefonlar, tabletler vs ile interneti aktif bir biçimde kullanma pratiği, bilgi tüketimi ve dijital tüketimin başka bir veçhesini oluşturmaktadır. Bugüne kadar sadece piyasa odaklı tüketim yönelimlerine dair çalışmaların gösterdiği yapının dışında, bu alana eleştirel ve politik bir tutum almak ise poetika’ya düşüyor gibi görünmektedir. Böylece eleştirel, politik ve sanatsal duruşumuzu buradan inşa edebiliriz. Neticede 20.yüzyılın son çeyreğinden itibaren bilgi toplumu, yeni metalaşma alanları açarken, aynı zamanda bilgisayar teknolojisindeki ilerleyişin yeni tüketim alanları açması, dijitalleşme ile birlikte yeni emek ve sömürü biçimlerinin ortaya çıkışına neden olmuştur.

İnternetin 1990’ların ikinci yarısından itibaren yayılması ve bugün internet kullanan kişi sayısının 3 milyarı bulması rakamları ortada. Bunun ardından Facebook, twitter gibi sosyal medya uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte, “prouser” olarak adlandırılan yeni bir kullanıcı modeli ortaya çıktı. Sadece tüketici olmayan, “içerik sağlayıcı” olan kullanıcıların yarattığı bu platformların “mülkiyet yapıları & kar stratejileri” değil de, “demokratikleşme aracı” olarak sunulmaları ise ayrı bir muammadır. Böylece sosyal medya kullanıcıları kendilerini bir “demokratik alan” içerisinde – sözde – hissetmekteler. Halbuki büyük şirketlerin, şöhretlerin, çok daha fazla egemen oldukları alanlardır bunlar. Tüm dünyayı yağmalayarak ırzına geçen ve milyonlarca insanı sefalete sürükleyen bir avuç tekel ise unutulmaktadır.  

Böylece ana sorgulama alanlarından birisine değinebiliriz: “izleyici emeği” ve dolayısıyla “izleyici metası”. İnternet üzerinde içerik sağlayanların da aynı bireyler oluşuyla birlikte bu kavramları masaya yatırabiliriz. İnternet kullanıcısı: içerik sağlar, hem de bu içerikler satılabilir ve yayılabilir. Aynı zamanda internet, her daim ulaşabilir olduğu için zaman kısıtlaması bulunmamaktadır diğer medium’lara göre (TV zaman kısıtlıdır (iş sonrası), kitap zaman kısıtlıdır (kütüphane saatleri) vs.). Ayrıca internette mekan kısıtlılığı yoktur, ama diğer medium’ların çoğu mekana da gereksinim duyarlar.

Öte yandan bakmamız gereken diğer bir olgu, sosyal medya gibi platformların son yıllardaki ayaklanmalardaki rolünün yanlış merkezden okunması da olabilir.Occupy, Gezi Direnişi, Arap Baharı gibi ayaklanmalar ve direnişlerde sosyal medyanın rolü önemlidir, bir araçtır. Ama Perry Anderson’un işaret ettiği gibi kuşkusuz El Cezire, facebook veya tiwtter faydalı olmuştur, ama isyan ruhu icat etmiş olamazlar. Yangını başlatan kıvılcımdır bunu başlatan. Bu bir tür yataylık söylemi icat eden sosyal medya, yanılsamadır sadece.

Elimizde bulunan makinelerin üretiminde madenler, donanım imaları, yazılımlar, hizmetler gibi alanlar da görmezden gelinmektedir. Tüm bu emek biçimleridir “innovasyon” dediğimiz sürece başlangıç eden. Bu arkaplanın görmezden gelinmesi de dikkat çekici değil mi?

Bu sergi “dijital emek” terimini dijital medyanın var olması, üretilmesi, yayılması ve kullanılması için gereken karşılığı ödenen ve ödenmeyen tüm emek biçimlerini içerecek şekilde genişletmeyi önermektedir.